ZORUNLU
DİN DERSİNE KARŞI AÇILAN DAVAYI KAZANDIK !...
BASINA
ve KAMUOYUNA
* Zorunlu din dersi uygulamasına derhal son verilmelidir.
*
Valilik, sorunun çözümü ve demokrasi gereği kararı temyiz
etmemelidir.
*
Zorunlu din dersi uygulamasından rahatsızlık duyan her yurttaş,
çocukları ile ilgili olarak derhal yargısal süreci başlatmalıdır.
Öncelikle,
tüm öğretmenlerimizin öğretmenler gününü kutluyoruz.
Alevi
Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Ali Kenanoğlu’nun
ilkokul dördüncü sınıfa giden oğlunun zorunlu din derslerine
girmemesi için açtığı dava, Alevilerin yıllardır savundukları
görüşler doğrultusunda, İstanbul 5. İdare Mahkemesi’nin 2005/2541
E. 2006/2285 K. sayılı kararı ile lehimize sonuçlandı.
İstanbul
5. İdare Mahkemesi’nde açılan dava sonucunda, mahkeme tarafından
verilmiş karar gereğince, Ali Kenanoğlu’nun oğlu, artık ailesinin
inanmadığı bir inancı öğrenmek zorunda kalmayacak, asimile
edilemeyecek.
Zorunlu
din dersiyle ilgili açılan davanın, hem de ulusal mahkemede,
kazanılması, Alevilerin yıllardır verdikleri mücadelenin hukuki
düzlemde kabul edilmesi, zorunlu din derslerinin insan haklarına,
laikliğe, inanç özgürlüğüne, çağdaş eğitim anlayışına aykırı
düştüğünün tescili anlamına gelmektedir. Bu aynı zamanda,
12 Eylül askeri cuntasına karşı kazanılmış hukuki bir zafer
olduğu kadar, Alevilerin ve demokrasi güçlerinin verdikleri
mücadelenin seyri içinde de bir dönüm noktası oluşturacaktır.
12
Eylül Askeri cuntasının yapmış olduğu 82 Anayasa’sındaki düzenleme
ile Alevi çocuklarını, gençlerini asimile etme, onları Sünnileştirme
amacıyla zorunlu din dersleri verilmektedir. Çorum’da, Maraş’ta,
Sivas’ta, Gazi’de, Alevilere uygulanan fiziki baskılar, zorunlu
din dersleriyle de, düşünsel saldırıya dönüştürülerek sürdürülmektedir.
Alevilik, sinsi asimilasyon politikalarıyla yok edilmek istendi;
Aleviler, bu zulüm altında kimliksizleştirilmeye çalışıldı.
Din derslerinin varlığı ve zorunluluğu, Anayasa’nın 2. maddesi
ile düzenlenmiş olan laiklik ilkesiyle, çelişki yaratıyordu
ve uygulamada sadece Sünnilik öğretiliyordu. Zorunlu din dersi,
dolayısıyla zorunlu bir işkence ve zulümdü. Bunun sonucu,
gerici anlayış ve çevreler, farklı inançlara saygı gibi temel
bir haktan, yıllarca ülke insanını mahrum bıraktı.
Ancak
Aleviliği yok etmeye yönelik politikaların farkında olan Aleviler,
demokratik yöntemleri kullanarak ve hukuksal mücadele vererek
asimilasyon çemberini kırdı. Daha önce iç hukuk yollarında
sonuç alınamadığı için AİHM’ne taşınmış ve kabul edilebilirlik
kararı alınmış olan H.Z. davasında, 3 Ekim 2006 da duruşması
yapılmıştı. Yakın bir zamanda, AİHM’si dava hakkındaki kararını
verecektir. Ancak bizim istem ve beklentimiz, sorunun ülkemizde
ve iç dinamiklerimizle çözülmesidir.
Şimdi,
Hükümet eğer Türkiye’nin, temel hak ve özgürlüklere sahip
çıkıp koruyan bir hukuk devleti olduğunu göstermek istiyorsa,
İstanbul 5. İdare Mahkemesi’nin kararından gerekli dersi çıkarmalı,
laikliğe, insan hak ve hukukuna, uluslar arası sözleşmelere
aykırı olan zorunlu din derslerini kaldırmalıdır. Hükümet
siyasi iradesini göstererek, Mahkeme kararını temyiz etmeyerek,
yani olumlu bir adım atarak, zorunlu din derslerinin kaldırılmasını
sağlayarak, Türkiye üzerindeki bu ayıbı temizlemelidir. Türkiye’nin
Avrupa Birliği’ne uyum sürecinde eğer samimi ise, bu samimiyeti
göstermelidir. İnanç özgürlüğü söylemiyle iktidara gelen AKP
iktidarı, kendi tabanı gibi düşünmeyen ve inanmayanları da
özgürlük şemsiyesinin altına sokmalıdır. Aksi takdirde AKP’nin,
inanç özgürlüğünü sadece tabanı için istediği ortaya çıkacaktır.
Gerçi bizler, AKP’nin bu samimiyeti göstereceğine inanmıyoruz,
hiçbir zaman da inanmadık. AKP ve bu partinin anlayışına sahip
diğer siyasal yapılar, Anadolu’daki kültürel farklılıkları
bir zenginlik değil, ayrılık unsuru olarak gördüler ve görmeye
devam etmektedirler.
Nitekim
AKP’nin çarpık zihniyeti, geçen hafta Ankara’da yapılan Milli
Eğitim Şurası’nda bir kez daha açığa çıkmıştır. Bindirilmiş
kıtalarla toplanılmış olan Şura’da, eğitimin sorunları konuşulmamış,
imam hatip lisesi mezunlarının üniversitelere doğrudan geçişini
amaçlayan çalışmalar yapılmıştır. Alınan kararlar da bu yöndedir.
Böylece, Anadolu imam-hatip mezunları hukuk, kamu yönetimi,
uluslararası ilişkiler bölümlerine girebilecekler; tıpkı 1999
öncesinde olduğu gibi, yine ’imam’ kökenli öğretmen, kaymakam,
vali ve diplomat dönemine dönülecektir. Hükümet, eğitim camiasının,
geleceğin gençlerinin en temel sorunlarını görmezlikten gelerek,
gelecek yıl yapılacak seçimler öncesinde oy avcılığına girişmiştir.
Ancak Demokratik Alevi Hareketi’nin gücü zihinlerin köreltilmesine,
gericileştirilmesine de seyirci kalmayacaktır.
Zorunlu
din dersleriyle ilgili açılan davayla bir Alevi genci, asimilasyon
kuşatmasından kurtuldu. Ancak milyonlarca Alevi genci aynı
işkenceyi görmeye devam ediyor. Buradan tüm Alevi anne babalara
sesleniyoruz. Anadolu’nun özgün inancının korunup yaşatılması
için sizler de dava açın ve çocuğunuzun Sünnileştirilmesine
karşı durun. Alevi Bektaşi Federasyon’umuz bu mücadelede sizlere,
yoldaşlık etmeye hazırdır. Saygı ile kamuoyuna duyurulur.